4 Şubat 2020 Salı

MEVLÜT DİNÇ "HAYAT BİR OYUN" Kitabı



 Ben 1994 yılı Ramazan bayramı sabah 10.00 da atari de bütün bayram harçlığımı kaybettim. O günden beri hiç dijital oyun oynamadım. Bu konuda beceriksizim, sabırsızım oyunun sonundaki sanal başarıda beni mutlu etmiyor.
Kitap genel olarak 3 bölümden oluşuyor. Çocukluğu ve gençliği, İngiltere yılları ve Türkiye dönüşü.  Birçok otobiyografi kitabı okudum, bu kadar içten bu kadar ayrıntılı kitapla ilk kez karşılaşıyorum. Kitabın akışı ve dili çok iyi. Kitap okurken her satırını kendim yaşıyormuş gibi hissettim.

Kitap yokluktan varlığa doğru çağımızın hikayesi gibi, 1980 öncesi yokluğu görmüş ve 1990 sonrası varlığın tavan yaptığı süreci kitapta görebiliyorsunuz.
İmkânsızlıklar içinde büyümüş, bol bol yürümek zorunda kalmış, 80 darbe dönemi olaylarını yaşamış, yurt dışı çalışma zorluluklarını görmüş, yurt dışı emeklilik imkânlarını zorlamış herkesin ortak anı bulacağı bir kitap.
Gölköy‘e, Ordu’ya, İzmit’e, Alikahya’ya İstanbul’la, İngiltere’ye yolu düşen herkesin birçok ortak anı bulacağı bir kitap.
Atari salonlarına gitmiş, evine kaset oyun almış, bilgisayar ile birazcık ilgilenen, yazılımla uğraşı olan ve girişimci ruha sahip herkesin birçok şeyler bulacağı kitap.

Yazarın bazı anılarında, duygusal anlara şahit oluyorsunuz babasının  bebek iken evi terk etmesi, annesi ile tek kalması. Kendi evinde yakacak odun yok iken okula götürmeye çalışması. Gölköy’de çalışmış biri olarak 2 saatlik yolu 12 yaşındaki bir çocuğun  yoğun kar yağışında ölme ihtimaline rağmen imkânsızlıktan dolayı yokuş yukarı yürümesi. Beni çok etkiledi. Bu kadar rahat, dayım olması idi ölebilirdim demesi olayın ne kadar alışılmış bir durum olduğunu da gösteriyor.
İlk kez  içinde Alikahya geçen bir kitapla karşılaştım. Alikahya adını görmek çok mutlu etti.
Kitabın ilk bölümünde isimleri geçen birçok kişiyi, özellikle Alikahya'nın kuruluş zamanlarında emeği geçen Cesim amca ve eşi, Koreli amca gibi isimleri görmek beni geçmişe götürdü.
Dünyanın ve ülkemizin dijital dönüşümünün kilometre taşlarına dokunmuş birinin hayatını bütün ayrıntıları ile aktarmış. Aynı zamanda oyun sektörü ve Türkiye oyun sektörü için eşsiz bir kaynak niteliğinde.
Yazılım sektörünün 30 yıllık zaman çizelgesi gibi eser. Z80 başlıyor, Amiga, Atari, PS, Nintendo gibi oyun platformlarının doğuşuna da şahit oluyorsunuz.
İlk başladığı zamanlarda photoshop bile yok iken kendisinin grafik editörü yapması daha sonrasında oyun müzikleri için kendi müzik editörünü yapması olağan üstü bir başarı.
Mevlut Abi her zaman etkili ve farklı bir şeyler yapmaya çalışıyor. Farklı bakış açısını oyunlarına ve çalışmalarına yansıtmış. Last Nina ,First Samurai ve bunların yanında bence de “Gerry the Germ!” oyununda ki mikrop karakteri  doğru bir seçim değil. İnsanlar dünyayı kurtarmak istiyor Mevlüt Abi virüs besliyor. 😊
Kitapta özelikle dikkatimi çeken başka konu ise bu işlerle genelde 16-18 yaş grubundaki gençlerin yoğun olarak ilgilenmesi. Bu gençler geniş zamanları, merak, tutku ve montör/usta/kaynak da var ise mükemmel işler çıkarır sanırım. Yazılım olayına ne kadar önce başlanırsa o kadar mesafe alınıyor. Ben o yaşlarda iken 1998 gibi bende ilk kez Z80 ile okulda tanıştım ama öğretmenler dâhil kimse ne olduğunu ve nasıl çalıştığını bilmiyordu. MEB yayınlarından mikro denetleyici kitabı aldım.  Kitap Z80 öğrenmek için çok açıklayıcı ve anlaşılır gelmemişti. Birde ne kadar Z80 olsa da öğretmenimizden izinsiz kullanamıyorduk.
Oyunlar planlanırken sosyolojisinin de önemli olduğunu öğrendim. Oyuncu davranışları çok önemli ve her topluluğa göre farklı seviyelerde oyunların yayınlandığını öğrendim.
Kitap sadece yazarın hayatını değil aynı zamanda yazılım işleri uğraşan işletmelere ve gençlere tecrübe ve bilgi aktarımı konusunda çok iyi bir kaynak niteliğinde.
Yapımcılar için komisyon ve telif haklarının ihmal edilmemesi gerektiğini, şirket kurulduğu ve kapatıldığı zaman resmi sorumlukların öneminden bahsediyor.

Kitabın özellikle İngiltere dönüşündeki memleket için yaptığı çalışmalar hayranlık verici. Memlekette karşılaştığı sıkıntılar ve vizyonsuz yöneticilerden, okurken beni bile çok rahatsız etti. "Şaşırdık mı,hayır;üzücü"
Yazar milli olmak ne demek ise bunu hem yapmış hemen de  bütün eserlerinde kullanmış. İlk oyununu “9 Taşı” yapması, oyunlarında Nasrettin Hoca gibi karakter oluşturması,C4 robot oyunu sadece Türkçe yapması ve Türkiye geldikten sonraki her eserinde milli değerlere ve çok kültürlüğüne önem verdiğini görüyorsunuz. Türkiye gelerek bütün emeklerini memleket için harcaması da milli davranışını gösteriyor.


2 yorum:

  1. Sevgili Adem,

    Kitabımı okudğun ve bu kadar güzel bir şekilde özetlediğin için teşekkür ederim. Umarım senin gibi bir sürü okur il ebulşur kitap. Desteğin ve ilgin için çok teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  2. Mevlüt Bey; Ellerinize yüreğinize sağlık. Bir çok insanın elinde olması gereken çok değerli bir eser. Sizin yaşamınız, aynı zamanda dijital dönüşümün tarihi,bunu bir kitaba dönüştürmeniz çok önemli bir adım olmuş. Yıllar geçtikte bir çok kişi ve kurumun faydalanacağı ve referans alacağı bir kaynak olmuş.

    YanıtlayınSil