20 Ekim 2015 Salı

ATATÜRK’TEN RUSYA’ YA CEVAP

Rus ihtilalinin 1935 deki yıl dönümünden az evvel Moskova ’daki Türkiye Büyük Elçisi Atatürk'e, Stalin 'in Rus Komünist Partisi murahhasları(elçisi) önünde verdiği bir nutkun hülâsasını(özetini) bildirmişti. Bu nutukta Stalin Türkiye, İran ve Yakın ve Orta Şarkın bütün memleketlerini "Rus bölgesi" olarak vasıflandırmıştı. Her zaman çok ihtiyatlı olan Stalin nasılsa ağzından bu tehlikeli tabirleri çıkarıvermişti.
Rus ihtilalinin yıl dönümünde Sovyet Elçiliğinde verilen sualleri intikam almak için Atatürk'e en mükemmel fırsatı veriyordu.
Atatürk, Büyük Elçi ile evvela ehemmiyetsiz şeylerden bahsettikten sonra birdenbire sordu:
   Karahan Yoldaş, şu Sovyet Rusya'da işleri kimin idare ettiğini bana söyler misiniz?
Karahan şaşırdı:    
    
  Rusya 'yı kim mi idare eder? Sovyet Rusya'da Proleter(emekçi) diktatörlüğün hakim bulunduğu Ekselansınızca malûmdur.
   Canım bırak şu saçmaları şimdi. Proleter diktatörlük mas­keden başka bir şey değildir. Türkiye 'yi idare eden Şef benim. Rus­ya 'da kimdir?
Karahan buz gibi soğuk bir sesle cevap verdi:
     Sovyet Cumhuriyetleri ittihadının Başkanı Yoldaş Kalinin ’dir, dedi.
Atatürk sinirlendi:
    Canım bırak şu kuklayı... Söylesene bana bakayım: Şu sizin Stalin Yoldaşınız ne iş yapar Allah aşkına?
Karahan suratını astı. Kısık bir sesle:
     Stalin Yoldaş Sovyet Rusya Komünist Partisi Politbürosunun sekreteridir... Derken, yan gözle Atatürk'ün hakaret dolu sözlerini tercüme eden ve bir saat sonra Moskova 'ya şifreli raporunu bildireceğine şüphe bulunmayan sefaret tercümanına baktı. Elçinin endişesi yerinde idi. Çünkü tercüman G. P. U.'nun yani Sovyet gizli istihbaratının adamı idi- Karahan Atatürk'ü büfeye davet etmekle konuşmanın başka bir cereyana varabileceğini sanıyorduTelaşla:
    Bir bardak şampanya almaz mısınız, Ekselans? Dedi.
    Hayır...
    Ya bir kadeh votka?
Atatürk yüzünü ekşiterek:
    O Rus içkisinden hoşlanmam, ben Türküm, rakı içerim. .
Büfedeki garson elleriyle yok işareti yaptı.
    Maalesef büfemiz de rakı yok. Ekselans.
    Türk misafirinize Türk içkisi ikram edemeyeceğinizi zaten biliyordum. Onun İçin kendi rakımı beraber getirdim.
Atatürk, yaverine işaret etti. Hemen uşaklar büfeye bir sandık rakı getirdiler. Nihayet Karahan Atatürk'e susuz rakısını uzatabildi. Atatürk kadehini kaldırdı ve:
    Elçi beyefendi, dedi; buna rakı, Türk rakısı derler.
    Mosko­va 'da Kalinin midir, Stalin midir yok ne karın ağrısı ise o herife söyleyin, biz Türkler asırlarca Rusya'nın göbeğinde rakı içmiş bir milletiz, icap ederse yine de içmesini biliriz. Bu kadehimi Türk Milletinin hayrına ve hiçbir zaman "Rus bölgesi" derekesine düşmeyecek olan istiklalinin şerefine içiyorum.

Atatürk kadehim bir yudum boşalttıktan sonra Sovyet Birli­ği ile Stalin hakkında ağzına geleni söyledi. Rus mütercim bu sözleri aynen tercüme etmeye cesaret edemiyor ve tahfife çalışıyordu. Atatürk, sözlerinin kafi derecede tesir etmediğini Elçinin suratından anlayınca tercümanın vazifesini laikiyle yapmadığına kanaat getirerek herifi kovdu ve su gibi Rusça bilen maiyet zabitlerinden birini çağırdı. Yeni tercüman Atatürk'ün, Stalin ve Sovyetler Birliği hakkında sarf ettiği tahkir edici sözleri Büyükelçiye birebir ay­nen tekrar etti.
Atatürk, dans müziği çalan Balalayka orkestrasını susturdu ve maiyetindeki saz takımına işaret ederek zeybek çaldırmaya başladı. Başta kendisi olmak üzere bütün Türkler zeybeğe kalk­tılar. Rus ihtilâlinin yıl dönümünde Ankara'daki Sovyet Elçiliğinin büyük salonu bir Türk şehrayinine(ışıltı) şahit oluyordu.
Ertesi gün, Karahan Stalin'in, emri ile Türk Hariciye Vekâletine sert bir nota tevdi etti. Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras Elçiyi teskin etmeye çalışıyordu.
   Canım, Cumhur reisimiz şaka etti. Politbüro sekreterini tah­kir etmek aklından bile geçmezdi.
Stalin, Büyükelçi Karahan'ı geriye aldı. Elçi, vaziyeti idare edemediğinden ceza görecekti. Atatürk'ün hareketlerini dinleme­yip Türkiye Cumhur reisini sefaretten kovmalı imiş.
Atatürk, Karahan'ın vedasını arkadaşlarına şöyle anlatırdı:
    Kendini veda için kabul ettiğim zaman ölü gibi idi. "Gitmeyeceğim" sözünü söylemesini dört gözle bekliyordum. Kendisine bunu ben telkin edemezdim. Fakat kalsa idi Türkiye'de ona melce(çatı) verirdim.
Karahan başına geleceğini, gider gitmez fırına atılacağını biliyordu. Giderken "Aurevoir"(görüşmez üzere) değil yalnız "Adio"(elveda) dedi.
Prof. Herbert MELZÎG
Kemal ARIBURNU-ATATÜRK



1 yorum: